Dinimizde Anne Babanın Yeri ve Önemi

09.05.2009 - Yorum Yaz

 Dünyaya gelen her canlı varlığın yaşlanması, Yüce Yaratıcı'nın temel kuralıdır. İnsanlar gençliğin ve sağlığın nimetleri içinde iken, yaşlılığı kendilerine çok uzak görseler de, hayatta kaldıkları takdirde mutlaka yaşlanacaklardır.
Yaşlılık döneminde canlılar; fizik ve ruhî güçlerini bir daha yerine gelmeyecek şekilde ve fakat yavaş yavaş kaybederler. Yaşlılık bu çerçeve içinde, insanların hayat hamlelerinin tükenmeye doğru yol aldığı bir dönem olarak kabul edilmektedir. (1)

Ömrü olan her canlı (insan); bebeklik, çocukluk, gençlik, olgunluk ve yaşlılık dönemini yaşar. Bebeklik, çocukluk ve yaşlılık; başkalarına, özellikle aileye en fazla ihtiyaç duyulan dönemdir. Küçüklükte insan anne - babaya muhtaçtır. Yaşlılıkta ise roller değişir, anne baba çocuğuna muhtaç olur.
Dinimizde, örf, adet ve geleneklerimizde anne-baba hakkının önemli bir yeri vardır. Bu bakımdan dilimizde "anne -baba hakkı" sözü bir deyim haline gelmiştir.

Gerçekten de anne - babanın çocukları üzerindeki hakları büyüktür. Çünkü insan yavrusu, diğer canlıların yavrularından farklı olarak, çok çaresiz ve âciz bir durumda dünyaya gelmekte ve ancak, anne - babasının maddî ve manevî ilgisi ve yardımı ile hayatını devam ettirip olgunluğa erişebilmektedir.
Annenin çektiği güçlükler daha doğum öncesinden başlar. Dokuz ay yavrusunu karnında taşır. Doğumda büyük acılar çeker.
Ölüm tehlikesi yaşar. Doğumdan sonra gece gündüz yavrusu ile meşgul olur. Gündüzleri huzursuz, geceleri uykusuzdur, ama bütün bunları büyük bir zevk, şefkat ve merhametle, seve seve yapar. Yemez, yedirir; içmez, içirir; giymez, giydirir. Onun hastalığı ile hasta; sevinci ile mutlu olur. Hatta bu durum, yavrusu ne kadar büyüse de hayatının sonuna kadar devam eder. Onun gözünde o hep aynı kalır.

Baba da bin bir türlü zorlukla onun geçimini sağlamaya çalışır. Ancak annenin çekmiş olduğu zahmetler babaya nazaran daha fazla olduğu için, ana hakkı daha ağır basar. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.)'e: "İnsanlar içinde iyilik ve ihsana en layık olan kimdir." diye sorulduğunda, üç defa "anne" diye cevap vermiş, dördüncüsünde ise, "baba" demiştir (2) Ayrıca Peygamberimiz anneler hakkında: "Cennet anaların ayakları altındadır." (3) diyerek, cennete kavuşmanın, anne rızasına bağlı olduğunu ifade etmiştir. Bu ve buna benzer Peygamberimiz'in pek çok hadisleri vardır.Kur'an-ı Kerim'de de: "Rabbin ancak kendisine kulluk etmeni; anne babaya iyilikte bulunmanı emretmiştir. Onlardan biri ya da ikisi senin yanında yaşlanırsa, onlara "öf!" bile deme; onları sakın azarlama, onlara hep güzel, tatlı, iç açıcı söz söyle. Onlara
olan merhametinden, tevazu kanatlarını yerlere kadar indir ve "Ey Rabbim onlar beni küçüklüğümde nasıl (esirgeyerek, koruyarak) büyüttülerse, Sen de onlara öylece merhamet et" de (4) buyurularak onlara nasıl davranmamız gerektiği çok güzel bir şekilde anlatılmıştır.

Anne - babaya iyilik o kadar önemlidir ki; iyilik emredilirken onların Mü'min olmaları dahi şart koşulmamıştır. Onlara iyilik sırf anne - babalık vasfını taşıdıkları içindir.
Bakara suresinin 83. ayetinde:


"Anne - babaya... iyilikte bulunun." buyurulur. Bu cümle genel ifade etmektedir. Buna göre anne - baba kâfir, putperest ve mecusi bile olsalar (anne - baba oldukları için) onlara iyilikte bulunmak farzdır. Nitekim Hz. İbrahim (a.s.) küfür üzere bulunan babasını en yumuşak bir dille Hakk'a davet eder,
buna karşılık onun ağır hakaretlerine maruz kalırdı. Fakat hiç sesini çıkarmaz, onu kıracak bir davranışta bulunmazdı. (5)
Hâl böyle iken ebeveynimize karşı bizler ne yapmalıyız, ne yapmamalıyız? Öncelikle onlara karşı itaatkâr, saygılı, edepli olmalıyız. Saygının en güzel örneklerinden biri yine Peygamberimiz zamanında yaşanmıştır.

"Annemi - babamı ağlar halde bırakarak hicret etmek üzere senin emrini almaya geldim." diyen bir sahabisine sevgili Peygamberimiz şöyle demiştir:

"Onlara dön ve onları nasıl ağlattınsa öylece de güldürüp sevindir" buyurmuştur.

Henüz Müslüman bile olmamış anne - babasının yanına geri göndermiştir (6) ki bu onlara saygının ne derece önemli olduğunun bir göstergesidir. Anne - babamız bize karşı ihmalkâr davranmış da olabilir. İhmalkâr davranmışlarsa onlara iyilik etmeyecek miyiz?

Elbette ki hayır! Çünkü onlar en azından bizim hayata gelmemize vesile olmuştur. Günümüzde yaşlı nüfus hızla artarken, sanayileşme ve şehirleşme sonucu hızlı ve düzensiz bir göç başlamıştır. Bu göçle birlikte
geleneksel geniş aile modeli yerini çekirdek aileye bırakmıştır. Bunun sonucu olarak da anne-baba aynı şehirde bile otursalar çocukları ayrı eve çıkmaktadır. Anne-baba ayrı evde ve semtte, çocukları ayrı bir yerde olunca çocuklar onlara karşı görevlerini yeterince yapamamaktadır. Ancak zaman zaman yanlarına gidilerek ihmal edilmedikleri gösterilmeye çalışılmaktadır. Bu tür bir ilişki ile anne - babaya karşı olan görevin yerine tam olarak getirilip getirilemeyeceği tartışma konusudur.

Anne - babanın yaşlılığında olması gereken yer; her türlü zorluğa katlanarak büyüttükleri çocuklarının yanıdır. Çünkü onlar artık bir çocuktan farksızdır. Çocukları artık onların annesi - babası durumuna gelmiştir.
Geçtiğimiz aylarda televizyonlarda izlediğim bir haber beni oldukça üzmüştü. Haber kısaca şöyleydi: "İstanbul'da özel bir huzurevinde çıkan yangında son demlerini olsun rahat geçirmek isteyen dokuz kişi öldü.." Yürüyemeyen, ihtiyaçlarını kendisi göremeyen bu yaşlı ve yorgun vücutlar, çıkan yangın sonucu feci bir şekilde ölmüştü.

Bu üzücü olayın ardından yangına suçlu aranıyordu. Huzurevinin bu binada yapılmasına izin verenler, huzurevinin yöneticileri, itfaiye vs. En fazla üzerinde durulan
suçlanan ise itfaiyeydi. Geç geldiği, suyu olmadığı, hortumu patladığı şeklinde suçlamalarla karşı karşıyaydı. İtfaiye belki suçluydu, ama gerçek suçlu ne huzurevine izin verenler, ne yöneticiler ne de itfaiyeydi. Gerçek suçlu; o yaşlıları oraya mahkum eden, onlara bakmaktan aciz olan yakınları, çocuklarıydı. Bakıma muhtaç oldukları anda onları kapı dışarı eden vicdansız, ruhsuz evlatlardı.
Bir ölü yakını; "Uzun zamandır görüşmüyorduk", derken, bir diğeri "Biz onları canlı olarak vermiştik" diyerek dert yanıyordu. Ama buna hakkı yoktu. Neden yoktu? Çünkü annesinin, babasının yeri huzurevi değil, kendi eviydi de ondan.
Çünkü insanların huzur bulacağı yer kendi evidir.

Muhtaç durumda bulunan yaşlıların kendilerini güvende hissedebilecekleri ya da içinde yaşadıkları ortama alternatif olabilecek sosyal kuruluşların bulunması, sosyal devlet olmanın gereklerindendir. (7) Ama huzurevleri, çocukları hayatta olanların yeri olmamalıdır. Onların yeri çocuklarının, torunlarının yeri olmalıdır. Onlar son zamanlarını çocuklarının şefkatli kollarında, torunlarının cıvıltıları arasında geçirmelidir.

Unutmayalım ve bilelim ki, onları huzurevlerine vererek huzurlarını sağlayamayız, rızalarını kazanamayız, dualarını alamayız, haklarını ödeyemeyiz.
Unutmayalım ki, gün gelecek biz de yaşlanacağız.
Unutmayalım ve bilelim ki; gerçek anne - baba sevgisi sadece "annemi, babamı seviyorum" demek, bayramlarda kart göndermek, yılda bir kaç kez ellerini öpmekten ibaret değildir.

Gerçek sevgi; onlara karşı maddî ve manevî görevlerin yerine getirilmesi, böylece onları sevme iddiasının fiilen ispatı ile mümkündür. Bu görevler de özetle; onların her türlü meşru emir ve isteklerini yerine getirmek, onlara karşı saygıda ve edepte kusur etmemek, onlara "öf" bile demeyip, az da olsa üzmemek, onlara karşı daima tatlı dilli ve güler yüzlü olmaktır.
Gönüllerini kıracak, bıkkınlık ifade edecek en küçük bir sözden bile kaçınmak, hayatlarında iken onların rızalarını almaya çalışmaktır. Yine hayatlarında iken ve vefatlarından sonra onlar için daima Allah'a dua etmek, her türlü maddî ihtiyaçlarını elden geldiğince yerine getirmek, hasta ve yatalak durumlarında onların hizmetlerinde bulunmak vb. görevlerdir.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) anne baba konusunda söylemiş olduğu ibretli sözlerinde şöyle buyuruyorlar:

"..Anne ve babanıza iyilik edin ve ihsanda bulunun ki, çocuklarınız da size karşı itaatli ve hürmetkâr olsunlar.. ( "Allah Teâla, bütün günahlardan dilediklerinin (cezasını) kıyamet gününe kadar tehir eder. Yalnız anne - babaya yapılan isyanın cezasını Allahu Teâla sahibine ölmeden önce de dünyada verecektir. (9) Bu ibretli sözleri iyi düşünüp anne babamıza gerektiği şekilde davranmalıyız.
İnsanın huzur bulacağı yer, ne adı huzurevi olan yer, ne başkasının evidir. Huzurevi insanın kendi evidir.

Yorum Yaz:
Yorum Yaz