ilahiislam

Evlilik bir ibadet midir?

14/10/2009 | Kategori: Genel Paylasim

     Şafilere göre evlilik bir ibadet değildir, dünyevi amellerdendir. Şafiler bu hususta şu iki delili öne sürerler:

     1-Kâfirin yaptığı evliliğin sahih olması, evliliğin ibadet olmadığına delildir. Zira evlilik ibadet olsaydı, kâfirden ibadetin kabul olmayacağı gibi nikâhında kabul olmaması lazım gelirdi. Hâlbuki nikâh kabul edilmiştir. Demek, nikâh bir ibadet değildir.

     2-Hem evlilikten maksat nefsin şehvetini gidermektir. Oysa ibadet, yalnız Allah için amel etmektir.

     Cumhura göre ise evlilik bir ibadettir. Cumhur, Şafilerin delillerine ise şöyle cevap vermişlerdir:

     1-Mescit yapmak bir ibadettir. Lakin bunun ibadet olması Müslüman tarafından yapılma şartına bağlıdır. Mescit yapmak bir ibadet olmakla birlikte, bir kâfir mescit inşa etse sevap alamaz. Bu amelin kâfir için ibadet olmaması, o ameli ibadet makamından çıkarmaz. Nikâh da böyledir. Kâfir için ibadet olmaması, Müslüman için ibadet olmamasını gerektirmez.

     2-Evliliğin nefsin şehvetini gidermesi ve ibadetin yalnız Allah rızası yapılması meselesine gelince, iyi bir nesil yetiştirmek, nefsi günahtan korumak gibi birçok menfaatler nikâhta mevcuttur. O hâlde nikâh, halis bir niyetle ibadet kabul edilir.

14/10/2009 | Kategori:Genel Paylasim| Yorum (yok) Yorum yaz! Kalici Baglanti

TEFEKKÜR

1/10/2009 | Kategori: Genel Paylasim

 

Herhangi bir mesele hakkında düşünme, zihni yorma, derin düşünme ve işin şuuruna varma.

Tefekkere fiili, üç harfli olan "fekere" fiilinden türemiştir. Fekere kök fiili ve ondan türemiş olan tefekkere, efkere, fekkere ve iftekere fiilleri aynı anlamdadırlar. Tefekkürün zıddı, fikirsizlik ve düşüncesizlik demektir.

Tefekkür, insana mahsus bir özelliktir. İnsan, tefekkür sayesinde diğer varlıklardan ayrılır ve üstün olur. Tefekkür ancak kalpte tasavvuru mümkün olan şeyler hakkında yapılabilir. Onun için, Allah'ın yarattığı varlıklar hakkında tefekkür mümkündür. Fakat Allah'ın zatı hakkındaki tefekkür mümkün değildir. Çünkü Allah hiç bir şekilde suret olarak vasıflandırılamaz ve şekil olarak hayal edilemez (el-İsfahânî, el-Müfredât, İstanbul 1986, 578).

Hz. Muhammed (s.a.s)'e en çok etki eden ayetlerden biri, tefekkürle ilgilidir. İki kişi Hz. Âîşe (r.a)'ı ziyaret etmişler. Onlardan biri, "Hz. Muhammed (s.a.s)'de gördüğünüz etkileyici bir şeyi bize anlatır mısınız?" deyince, Hz. Âîşe (r.an) şöyle demiştir:

"Resulullah (s.a.s) bir gece kalktı, abdest alıp namaz kıldı. Namazda çok ağladı. Gözlerinden akan yaşlar sakallarını ve secde esnasında yerleri ıslattı. Sabah ezanı için gelen Hz. Bilâl (r.a):

"Ya Resulullah (s.a.s)! Geçmiş ve gelecek bütün günahlarınız affedildiği halde, sizi ağlatan nedir?" deyince, o: "Bu gece Yüce Allah bir ayet indirdi. Beni bu ayet ağlatmaktadır" dedi ve ayeti okudu:

"Göklerin ve yerin yaratılışında, gecenin ve gündüzün gidip gelişinde elbette aklıselim sahipleri için ibret verici deliller vardır” (Âl-i İmrân, 3/190).

Ondan sonra Resulullah (s.a.s): "Bu ayeti okuyup da üzerinde tefekkürde bulunmayan, düşünmeyen kişilere yazıklar olsun" dedi.

Bu ayette, tefekküre davet edilen akıl sahiplerinin durumunu açıklayan bir sonraki ayetin meâli de şöyledir:

"Onlar ayakta, oturarak ve yanları üzerine yatarken Allah'ı anarlar, gözlerin ve yerin yaratılışı üzerinde tefekkür ederler (düşünürler). Rabbimiz (derler), bunu boş yere yaratmadın, sen yücesin, bizi ateş azabından koru!.." (Âl-i İmrân, 3/191).

İbn Abbas (r.a)'ın naklettiğine göre, bazı insanlar Allah'ın zatı hakkında düşünmek istediler. Bunun üzerine Hz. Muhammed (s.a.s) bu hususta şu açıklamada bulundu:

"Allah'ın yarattıkları hakkında düşünün. Allah'ın zatını düşünmeyin. Allah'ın şahsı hakkında düşünmeye güç yetiremezsiniz"

Lokman (a.s) yalnız başına tenha bir yerde oturup tefekkürde bulunurdu. Kendisine: "Niye yalnız oturuyorsun? İnsanlarla oturup sohbette bulunsan, daha iyi olmaz mı?" diye sormuşlar. Lokman (a.s) şu cevabı vermiştir: "Uzun süre yalnız kalmak, tefekküre daha müsaittir. Uzun süre tefekkürde bulunmak da, insanı cennetin yoluna sevkeder"

Ömer b. Abdülaziz tefekkür hakkında şöyle demiştir: "Yüce Allah'ın nimetlerini düşünmek, en faziletli ibâdetlerdendir".

İmâm Şafiî de: "Herhangi bir konuda hüküm çıkarırken, tefekkürden faydalanın" diyerek, tefekkürün usûl ilmindeki önemine işâret buyurmuştur (Gazzâli, İhya, Beyrut, t.y. IV, 423 vd.)

Tefekkürün neticesinde insan geniş bir ilme sahip olur. İnsanın ilmi artınca da, kalbinin hali değişir. Onun neticesinde de, insanın hali ve hareketleri değişir. Görülüyor ki insanın bilgisinin artması ve davranışlarının düzelmesi, tefekkürle başlar. Onun için Yüce Allah Kur'an'da çeşitli hususları dile getirdikten sonra "... Şüphesiz bunda tefekkür eden (düşünen) insanlar için ibretler vardır" (en-Nahl, 16/11) demektedir. İnsanları tefekküre davet eden bu ifade Kur'an'da beş yerde daha geçmektedir (er-Ra'd, 13/3; en-Nahl, 16/69; er-Rûm, 30/21; ez-Zumer, 39/42; el-Casiye, 45/13).

Tefekkürle aynı kökten meydana gelen kelimeler, Kur'an'da onsekiz yerde geçmektedir.

Kur'an'da birçok ayette, akıl erdiren, düşünen, bilen insanlar için ibretler vardır denmekte ve tefekkür anlamını ifâde eden pek çok kelime kullanılmaktadır.

Olumlu tefekkür olduğu gibi, olumsuz tefekkür de vardır. Doğru olmayan tefekkürün neticesi de doğru olmaz. Ancak salim kalbe sahip olan insanların tefekkürü sağlıklı olabilir. İslam dininin istediği tefekkür, hiç şüphesiz sağlıklı olanıdır. İnsanları bu olumlu tefekküre davet eden bazı ayetlerin meâli şöyledir:

"O'dur ki arzı uzattı, orada sabit dağlar ve ırmaklar var etti. Orada bütün meyvelerden iki çift yarattı. Geceyi gündüzün üzerine örtüyor. Şüphesiz bunda tefekkür eden (düşünen) bir toplum için ayetler vardır" (er-Ra'd, 13/3)

"O'dur ki, sizin için gökten bir su indirdi. İçecekleriniz ondandır ve hayvanları otlattığınız ağaçlar, bitkiler ondan sulanıp filizlenmektedir. Onunla size ekin, zeytin, hurma, üzümler ve her çeşit meyvelerden bitirmektedir. Şüphesiz bunda, tefekkür eden (düşünen) bir toplum için (yaratıcının varlığına, kudretine ve hikmetine) işaret vardır" (en-Nahl, 16/10,11).

"Biz bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik, Allah'ın korkusundan onu, baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri, tefekkür etsinler diye insanlara veriyoruz" (el-Haşr, 59/21) İslâm'ın bu kadar önem verdiği olumlu tefekkür, insanı taklitçilikten kurtarmaktadır. Meselâ, "dünya hayatı geçicidir; ahiret hayatı ise ebedidir. Ebedi olan şeyi geçici olan şeyden üstün tutmak daha iyidir" şeklindeki bir nasihatı dinleyip ahiret için çalışan insan, başkasını taklit ederek kendisini iyi yola sevketmiş olur. Fakat tefekkürün yani derin bir düşüncenin neticesinde bu kanaata varan ve ona göre bilinçli hareket eden kişi, her zaman için daha kârlı çıkar. Bilerek kötü şeyden korunmuş ve iyiyi tercih etmiş olur. Aynı zamanda başkalarını taklit etmekten kurtulur; kendisi başkalarına yol gösterir.

Nureddin TURGAY

1/10/2009 | Kategori:Genel Paylasim| Yorum (yok) Yorum yaz! Kalici Baglanti

Şevval Ayı

16/9/2009 | Kategori: Genel Paylasim

Ramazan-ı Şerif'ten sonraki şevval ayında oruç tutmak öteden beri sevimli bir adet olarak gelmiştir.

Bir ay boyunca oruca alışmış olan insanlar, şevval ayında da altı gün oruç tutmaya büyük bir ilgi göstermiş, hatta teravih gibi sıcak bir ilgiyle şevval ayı orucunu sürdüre gelmişlerdir... Elbette bu sıcak ilgi sebepsiz değildir. Nitekim Efendimiz (sas) Hazretleri, şevval ayı orucunun bir sene oruç tutmuş gibi sevaba vesile olacağını duyurmuş, bu yüzden de bir ay Ramazan orucu tutanlar, şevvalde altı gün oruç tutmakla bütün seneyi oruçlu geçirmiş olma sevabını kaçırmak istememişlerdir. Bu konudaki hadisi ve yorumunu şöyle ifade edebiliriz:

"Kim oruçla geçirdiği Ramazan ayından sonraki şevvâl ayında altı gün oruç tutarsa, bütün seneyi oruçla geçirmiş gibi olur!."

Demek ki, bir aylık Ramazan orucundan sonra şevvâlde de altı gün oruç tutarak orucunu otuz altıya çıkaran kimse, bütün seneyi oruçlu geçirmiş gibi sevap almaktadır.

Âlimlerimiz, bütün seneyi oruçla geçirmiş gibi sevap almanın izahını şöyle yapmaktalar:

Ramazan boyunca oruç tutan insan her orucuna on sevap almışsa yekûnu üç yüz eder. Şevvâl ayında tuttuğu altı orucuna da onardan altmış sevap alınca, eder üç yüz altmış. Yani bir sene.. Dolayısıyla hadîsin işaret ettiği sırra nâil olur. Bütün seneyi oruçla geçirmiş gibi mânevî kazanç elde edebilir..

Aslında bu gibi mânevî konularda esas olan, o işi ihlasla yapmak, büyük bir gönül arzusu ile talip olmak mühimdir. Bâzen öyle oruçlar olur ki, tutanın gönlünde beslediği derin ve sâfî ihlas yüzünden 360 gün değil, belki 360 senelik nâfile oruç sevabını alabilir.. İhlas ile kim ne isterse Rabbimiz onu verebilir. Bu bir niyet ve yorum meselesidir.

Tıpkı yolun kenarına uzaklardan bir taşı yuvarlayarak güç bela getirip yerleştiren adamla, bu taşı oradan aynı güçlükle uzaklaştıran bir başka adamın niyeti ve yorumu gibi.

Biri düşünmüş ki:

- Bu çölün ortasında yaşlı bir adam yolda giderken bineğine binmek istese, üzerine çıkıp da hayvana binebileceği yüksek bir yer yoktur. Öyle ise şu taşı yuvarlayıp yolun kenarına getireyim de, yolda gitmekte olan yaşlı ve çocuklar hayvanlarına binmek istediklerinde taşın üstüne çıkıp bineklerinin üzerine kolayca atlasınlar, sevabı da bana olsun. Adamın bu hâlis niyetine bakan Rabbimiz ondan razı olmuş, istediği sevabı ihsan eylemiş.

Böyle güzel niyetle getirilen taşı oradan öfke ile yuvarlayıp uzaklaştıran adam ise şöyle düşünmüş:

- Bu taşı buraya getiren kimse ne kadar da yanlış bir iş yapmış. Hiç düşünmemiş ki, gözleri görmeyenler, karanlıkta fark edemeyenler taşa takılıp yere düşerler. Şu taşı buradan uzaklaştırayım da kimse takılıp yere düşmesin, sevabı da bana olsun. ..

İşte bu adam da taşı buradan uzaklaştırdığından dolayı Allah rızasını kazanmış, ümit ettiği sevaba nail olmuş.. Her ikisinde de niyet hâlis, yorum makul...

Biz de sâfi bir niyetle altı gün orucumuzu tutarsak, belki Rabbimiz bu niyetimize, bu bağlılığımıza bütün seneyi oruçlu geçirmiş gibi sevaplar ihsan edebilir, hatâlarımızı affedebilir.. Rabbimizin hudutsuz rahmetine kimse sınır çizemez. Kimse kendi cimriliğini O' na da şâmil kılamaz.

Bu orucun arka arkaya olması şart değildir. Şevvâl ayı içinde olması yeterlidir.

Bir de Ramazan içinde tutulamayan oruçlar varsa, önce o borç olanı tutmak da makul ve meşru olur. Bir an önce borçtan kurtulmayı düşünmek elbette çok yerindedir. Ancak borcu sonra da tutabilirim diye de düşünebilir.. Bu bir tercih meselesidir. Her ikisi de caizdir.

Bir diğer husus da, şevval ayında iki bayram arası nikah yapılmaz iddiası vardır ki, artık bu batıl iddia etkisini kaybetmektedir. Çünkü Aişe validemizin nikahı şevvalde olmuş, yani iki bayram arasında yapılmış, ne uğursuzluk, ne de bir başka dinî yasak söz konusu olmuştur. Bu yanlış yorum şuradan da beslenmiş olabilir. Şayet bayram cuma gününe rastlarsa, bayram namazı ile cuma namazı arası iki bayram namazı arasıdır. Böylesine dar bir vakte nikahı sıkıştırmayın, iki bayram namazının dışında yapın nikahınızı, tavsiyesini, Ramazan ve Kurban Bayramı arası gibi geniş zamana yayanlar, böyle bir yanlış anlamaya sebep olmuşlardır, diye de düşünülebilir.



Bir Menkîbe
 
Süfyanı Sevri anlatıyor:

- Ben Mekke-i Mükerreme'de üç sene oturdum. Mekkelilerden bir kimse her gün Harem-i şerife gelir, tavaf eder, namaz kılar ve sonra bana selam verip giderdi. Ben bu kimse ile tanıştım. Bir gün o kimse beni yanına çağırdı. Bana dedi ki:

-Ben öldüğüm vakittekendi elinle beni yıka, namazımı kıl ve defneyle. O gece beni terk etmeyip kabrimde gecele. Mükireyn suali anında bana Tevhid'i telkin et!, dedi.

Ben de o kimsenin istediklerini yapmayı kabul ettim. Bana emrettiğinin aynını yaptım: Kabrinde geceledim. O gece uyku ile uyanıklık arasında iken :

-Ya Süfyan! Beni korumaya ve senin telkinine ihtiyaç kalmadı, diye bir ses işittim.

O zaman:

-Ne sebeple bu lütfa eriştin, diye sordum

Bana cevap olarak:- Ramazan-ı Şerifin orucunu tutup Şevval'den altı gün daha eklemem sebebiyle, dedi.

O zaman ben uyandım. Yanımda kimseyi göremedim. Abdest aldım, namaz kıldım, uyudum; böylece üç kere gördüm. Bildim ki bu Rahmanîdir; şeytandan değildir. O zaman da kabrin yanından ayrıldım ve "Ya Rabbi! Beni Ramazanın orucuna ve Şevval'den altı gün orucuna muvaffak kıl" diye dua ettim. Allahü Teala Hazretleri beni de muvaffak kıldı.

16/9/2009 | Kategori:Genel Paylasim| Yorum (1) Yorum yaz! Kalici Baglanti

AYLARIN EFENDİSİ

26/8/2009 | Kategori: Genel Paylasim


Sami Yıldız

Ramazan ismi Kur’an’da açıkça geçen ve övülen bir aydır. Bundan dolayıdır ki; Rasülullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Eğer kullar, ramazanda neler olduğunu bilseydiler elbette ümmetim bütün senenin ramazan olmasını isterdi.” (1)

Ramazanda, Kur’anı Kerim’in nazil olması, orucun tutulması ve Kadir gecesinin kendisinde bulunması bakımından büyük fazileti vardır. Hatta Mücahid, ‘Ramazan’ demeyin çünkü Allahü Teâlâ’nın bir ismi de ‘Ramazan’dır. “Ramazan ayı” deyin, demiştir. (2)

Allah Teâlâ; ramazan ayını diğer aylardan ayırt ederek övüyor ve bu ayı, Kur’anı Azim’i indirmek üzere bizzat kendisinin seçtiğini bildiriyor. (2 Bakara, 185) Bu ayın bütün ilâhî kitapların peygamberlere indirilmek üzere tahsis edilmiş ay olduğu hadiste şöyle bildirilmiştir:

“İbrahim (a.s.)’in sayfaları ramazanı şerifin ilk gecesi indirildi, Tevrat altıncı gecesi, İncil on üçüncü gecesi, Kur’anı Kerim de yirmi dördüncü gecesi indirildi.” (3) Zebur, ramazanı şerifin on ikinci gecesi ‘indirilmiştir.” (4)

“Ayların efendisi ramazan ayıdır. Hürmet bakımından en büyükleri ise zilhicce’dir.” (5)

“Ümmetime, ramazanı şerif ayında beş haslet verilmiştir ki, onlar kendilerinden evvel hiç bir ümmete verilmemiştir. Oruçlunun ağız kokusu Allah katında misk kokusundan daha hoştur, iftar edinceye kadar melekler onlar için istiğfar eder. Allahü Teâlâ her gün cennetini süsler sonra (ona hitaben) yakında salih kullarım kendilerinden sıkıntı ve eziyetleri atıp sana varacaklar, buyurur. O ayda azgın şeytanlar zincire vurulur, bundan dolayı başka ayda yaptıklarına o ayda ulaşamazlar. Ramazanı şerifin son gecesinde (oruç tutan kullar) affolunur. O zaman, kadir gecesi midir? diye sorulunca Rasülullah (s.a.v.) Efendimiz: “Hayır. Lakin çalışan kişiye ücreti, işini bitirdiği zaman verilir.” buyurdu. (6)

“Ramazan ayının birinci gecesi olunca, şeytanlar ve cinlerin şirretleri (azgınları) zincire vurulur; cehennemin kapıları kapatılır ve hiçbir kapısı açılmaz; cennetin kapıları açılır ve hiçbir kapısı kapanmaz ve bir münâdi (çağırıcı), ‘Ey hayır isteklisi! (hayır işlemeye ve hakka ibadete) yönel, ey şer isteklisi! kendini tut (günah işlemekten vazgeç). Allah tarafından ateşten azad edilenler olun.’ diye çağırır. Bu (çağrı ve âzad edilme işi) ramazanın her gecesinde olur.” (7)

Ramazan orucu, günahlan kavurup yaktığı için bu aya ramazan ismi verilmiştir. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur. “Kim inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.” (8)

Oruç, dengi olmayan bir ibadettir. Peygamber (s.a.v.), bir sahabiye: “Oruç tut, çünkü oruca denk, orucun benzeri bir ibadet yoktur.” (9) buyurmuştur.

“Her şeyin bir zekatı vardır. Bedenin zekatı da oruçtur. Oruç sabrın yarısıdır.” (10) Oruçlu insanların dualarını Allah kabul eder. “Üç kimse vardır ki, Allah onların hiçbir duasını reddetmez.” Bu reddedilmeyen dualardan biri de iftar edinceye kadar oruç tutanın duasıdır.(ll) “Ramazan ayına erişip de bağışlanmayanların Allah’ın rahmetinden uzak olduklarını” Peygamber Efendimiz (s.a.v.) haber vermiştir. (12)

Bu ay Müslümanlar için önemli bir fırsattır. Bu hususu Rasüli Ekrem Efendimiz şöyle ifade etmiştir: “Müslümanlar için de bu aydan daha hayırlı hiçbir ay geçmemiştir. Şüphesiz ki Allah, mü’minin bu aya girmeden önce sevabını ve nafilelerini yazar. Münafığın da o aya girmeden önce günahını ve şekavetini yazar. Çünkü mü’ min ibadetlerini güzelce yapabilmek için bu aya hazırlık yapar, bunu bir fırsat ve ganimet olarak bilir (ona göre hazırlanır). Münafık ise bu ayda mü’minlerin gafletlerini ve ayıplarını araştırır.”(13)

Öyleyse bu ayda ilerigeri konuşanlara aldırmamak, milletin maneviyatının yükseldiği böyle bir ortamda ortalığı karıştırmak, kafaları bulandırmak isteyenlere fırsat verilmemelidir.

Ne mutlu ramazan mektebine güzelce talebe olup da, bayramla mükafatını, bereketini alabilenlere ve oruçlular için hazırlanan “Reyyan kapısı”ndan cennete girebilenlere. (14)

1 Ali elMüttaki, KenzülUmmal, 8/478 (23715); Heysemi, MecmauzZevaid, 3/141
2 İbn Kesir, Tefsir, 3/712713; Gazali, İhya, 1/594.
3 Ahmed, Müsned, 4/107. ,
4 İbn Kesir, Tefsir, 3/712.
5 Münavi, FeyzulKadir, 4/122 (4749).
6 Ahmed, age.,2/292.
7 Tirmizi, Savm, 1; Nesei, Siyam, 3; İbn Mace, Siyam, 2.
8 Buharı, İman, 28, Savm, 6, Leyletül Kadr, 1; Müslim, Misafirin, 175.
Ebu Davud, Ramazan, l, Savm, 57; Tirmizi, Savm, 1; İbn Mace, Siyam, 2.
9 Münziri, age., 2/85.
10 Münziri, age., 2/85.
11 Münziri, age., 2/89.
12 Münziri, age., 2/9293.
13 Münziri, age., 2/96.
14 Münziri, age., 2/83.

26/8/2009 | Kategori:Genel Paylasim| Yorum (yok) Yorum yaz! Kalici Baglanti

Şaban Ayı

27/7/2009 | Kategori: Genel Paylasim

Şaban Ayı


İlâhî feyz ve bereketin yeryüzünü şenlendirdiği bu mübarek ay, mü'minler için en kârlı ve kazançlı fırsattır. Çünkü Şâban'ın değer ve kıymetini arttıran en önemli tarafı, diğer aylara göre (Ramazan hariç) yapılan her amelin ve ibadetin sevabının üç yüz kattan fazla oluşudur.(1)

Diğer vakitlerde kılınan bir rekât namazın sevabı on ise, Şaban ayında üç yüzden fazladır. Okunan her bir Kur'ân harfi için üç yüz Cennet meyvesi vardır.

Yine bu ihsan ve bağış ayı olan günlerde amel defterimizin sevap hanesine kaydettirdiğimiz ibadetler, her an şeytan ve nefsin fırlattığı gaflet, vesvese ve şüphe oklarına birer kalkan vazifesi görerek gerçek huzurumuzun kaynağı olur. Çünkü farkında olmadan veya bir anlık gaflet sonunda işlediğimiz hatâ ve kusurların keffareti olabilecek hasenat ve iyilikler en bereketli şekilde bu günlerde elde edilmektedir. Ayrıca bu ibadetler ileride hücumuna maruz kalabileceğimiz günahlar için de bir siper hüviyetini taşır.

Resul-i Ekrem Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam diğer aylara göre bu ayda daha çok ibadet ve taatte bulunurlardı.

"Şaban benim ayımdır."

"Şaban günahları temizleyendir" buyurarak kadrini yüceltirdi.(2)

Receb ayı geldiği zaman da "Allahım, Receb ve Şaban (ayını) bize mübarek ve bereketli kıl" buyururdu.(3)

Böylece dua ve niyazlarında bu ayların kudsiyetini dile getirmişlerdir.

Peygamberimizin Şaban ayına gösterdiği bu hürmetin bir sebebi de devamında gelecek olan Kur'ân ayı olan Ramazan'dan dolayı idi. Hz. Enes'in rivayetine göre, Peygamberimizden sual ederler:

"Ya Resulallah, Ramazan'dan başka en faziletli oruç ayı hangi aydadır?"
Bu soruya Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam,
"Ramazan'ı tazim için (Ramazan hürmetine) Şâban' da tutulan oruçtur" cevabını verirler.(4)

Basta Hz. Âişe Validemiz olmak üzere Sahabilerin beyanına göre Peygamberimiz bazan Şaban ayının tamamını, çok kere de çoğu günlerini oruçlu geçirirdi. Zaten diğer günler, bilhassa Pazartesi ve Perşembe günleri de oruçlu bulunan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselam maddî ve manevî pekçok hikmetinden dolayı oruç ibadetini sıkça yapardı.
Bu hususta Hz. Âişe'nin (r.a.) şöyle bir rivayeti vardır:

"Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam bazı aylarda çok oruç tutardı. Hattâ, biz, onu bu ayda hiç iftar etmedi sanırdık. Bazı aylarda da çok iftar ederdi. Hattâ, biz, onu bu ayda hiç oruç tutmadı derdik. Resulullahın Aleyhissalâtü Vesselam Ramazan'dan başka bir ayın orucunu tamamladığını görmedim. Şaban'daki kadar, kendisinde, çok oruçlu olduğu bir ay da görmedim"(5)


Hz. Âişe başka bir rivayetinde bu konuda şunları söyler:

"Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam senenin hiçbir ayında Şaban ayındakinden fazla oruç tutmaz ve şöyle buyururdu:
"Amellerden gücünüzün yettiğini yapın. Çünkü siz bıkmadıkça, Allah da size asla bıkmış muamelesi yapmaz. Allah yanında amelin en makbulü, kişinin az da olsa devam üzere işlediği ameldir
."(6)


Yine Hz. Âişe, İbni Mâce'de geçen başka bir rivayetinde de, "O (Resul-i Ekrem) Şaban ayının tamamını oruçla geçirerek nihayet Şâban'ı Ramazan'la birleştirirdi"(7) diyerek Peygamberimizin bu ayda daha çok oruç tuttuğunu ifade etmektedir.

Bu iki rivayetten hadis âlimleri, Peygamberimizin bazı seneler Şâban'ın tamamını, bazı zamanlarda da çok günlerini oruçlu geçirdiği kanaatine varmışlardır. Zaten hadiste geçen "tamamı" mânâsına gelen "küll" kelimesi Arapçada çoğunluk mânâsında kullanılırdı.

Bir kimse bir ayın çok günlerini oruçlu geçirirse, tamamını oruçlu geçirdiği ifadesi yer alırdı.
Her iki rivayetten Şaban ayının tamamını oruçlu geçirmenin veya bir kısmında oruç tutmanın caiz olacağı hükmü çıkarılmaktadır.

Şaban ayında oruç, namaz, sadaka gibi ibadetlerin ve diğer imâni ve İslâmî hizmetlerin fazla yapılmasının bir hikmeti de, devamında gelecek olan Ramazan ayı için zihnen, bedenen ve ruhen bir hazırlık ve alışkanlığa sebep olmasıdır. Çünkü bazı insanlar, "Nasıl olsa, Ramazan gelince daha çok ibadet ederiz" diye gaflet ve tembelliğe kapılabilirler. İşte Şâban'da yapılan ibadetler bu perdeyi yırtmaktadır.

Bu hususa Peygamberimiz, Hz. Üsame bin Zeyd'in suâli üzerine işaret etmektedir. Hz. Üsame sorar:
"Yâ Resulallah, Şaban ayında tuttuğunuz kadar hiçbir ayda oruç tuttuğunuzu görmedim."
Bunun üzerine Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam şöyle buyururlar:
"Receb ve Ramazan ayları arasında şu Şaban ayında insanlar gafildir. Bu öyle bir aydır ki, ameller, Alemlerin Rabbine bu ayda yükseltilir. Ben oruçlu iken amellerimin yükseltilmesini severim."(8)

Bu mübarek günleri değerlendirerek gün ve gecelerimizi manevî yönden daha çok bereketli kılarsak, bu ayın feyzinden daha fazla istifade etmiş oluruz. Bu aylarda tutulan oruç farz ve vacip olmayıp sadece sünnettir. Peygamberimize uyarak sevap ve mükâfatına nail olmak için oruç tutmaya gayret ederiz.

Cenab-ı Hak bizleri Şaban ayının nurundan ve feyzinden en azami mertebede istifade eden kullarından eylesin. Amin.

Kaynaklar
1) Şualar, s. 416.
2) Keşfü’l Hafâ. 2:9
3) Müsned, 1:259
4) Tirmizı, Zekât: 28.
5) Buhari, Savm: 51.
6) Müslim. Sıyam: 177.
7) İbni Mâce, Savm: 4.
8) Nesei, Savm: 70.

27/7/2009 | Kategori:Genel Paylasim| Yorum (yok) Yorum yaz! Kalici Baglanti

Recep ayında kılınacak namaz

25/6/2009 | Kategori: Genel Paylasim

RECEB AYINDA KILINACAK NAMAZ

Receb’in; 1’i ile 10’u arasında, 11’i ile 20’si arasında ve 21’i ile 30’u arasında olmak üzere sadece birer defa kılınacak 10’ar rek’at Hâcet namazı vardır. Bunların her üçünün de kılınış şekli aynıdır. Yalnızca namazların sonlarında okunacak duâlarda fark vardır. Bu namazlar, akşamdan sonra da, yatsıdan sonra da kılınabilir. Fakat, cuma ve pazartesi gecelerinde ve bilhassa teheccüd vaktinde kılınması efdaldir.
Bu namaz, mü’min ile münâfığı ayırır. Bu 30 rek’at namazı kılanlar, hidâyete ererler. Münâfıklar bu namazı kılamazlar. Bu namazı kılanın kalbi ölmez. Bu 30 rek’at namaz Rasûlullah Efendimiz’in (s.a.v.) berberi, Selmân-ı Pâk (r.a.) Hazretleri tarafından rivâyet edilmiştir.
Kılınış şekli: Hâcet namazına şu niyetle başlanır: “Yâ Rabbî, beni, teşrifleriyle dünyâyı nûra gark ettiğin Efendimiz hürmetine, sevgili ayın Recebi şerîf hürmetine, feyz-i ilâhine, afv-ı ilâhine, rızâ-i ilâhine nâil eyle. Âbid, zâhid kulların arasına kaydeyle. Dünya ve âhiret sıkıntılarından halâs eyle. Rızâ-i şerîfin için, Allâhü Ekber.”
Her rek’atte 1 Fâtiha, 3 Kul yâ eyyühe’l-kâfirûn, 3 İhlâs-ı şerif okuyup, 2 rek’atte bir selâm verilir. Böylece 10 rek’at tamamlanır.
` İlk on gün içinde kılınan namazdan sonra, 11 defa “Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh. Lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü yuhyî ve yümît. Ve hüve hayyün lâ yemûtü biyedihi’l-hayr. Ve hüve alâ külli şey’in kadîr” okunup duâ edilir.
` İkinci on gün içinde, yani Receb’in 11’i ile 20’si arasında kılınan 10 rek’atten sonra, 11 defa “İlâhen vâhıden ehaden sameden ferden vitren hayyen kayyûmen dâimen ebedâ” okunup duâ edilir.
` Üçüncü on gün içinde, yani Receb’in 21’i ile 30’u arasında kılınan 10 rek’atten sonra da 11 kere “Allâhümme lâ mânia limâ a’tayte, velâ mu’tiye limâ mena’te, velâ raadde limâ kadayte, velâ mübeddile limâ hakemte, velâ yenfeu ze’l-ceddi minke’l-ceddü. Sübhâne rabbiye’l-aliyyi’l-a’le’l-vehhâb. Sübhâne rabbiye’l-aliyyi’l-a’le’l-vehhâb. Sübhâne rabbiye’l-aliyyi’l-a’le’l-kerîmi’l-vehhâb. Yâ vehhâbü yâ vehhâbü yâ vehhâb” okuyup duâ edilir.

25/6/2009 | Kategori:Genel Paylasim| Yorum (1) Yorum yaz! Kalici Baglanti

(OKU)YAN (ÖĞREN)İR!

23/6/2009 | Kategori: Genel Paylasim


(OKU)YAN (ÖĞREN)İR!

“oku”

“Yaratan Rabbinin adı ile oku!”

Rahman ve Rahim olan ALLAH’ın adı ile başlayarak “oku”

İnsanlığın hayat rehberi olan Kuran’ı “oku”

Rabbinin emirlerini,yasaklarını,cenneti,cehennemi,

Meyveleri,sebzeleri,yaratılışı,dirilişi “oku”

Oku ve öğren ! Rabbinin yüceliğini,cömertliğini!

Nasıl da,sıra sıra yaratmış evreni,dağı,taşı,ayı,güneşi!

Öğüt almamız için açıklamış birer birer ayetlerini!

Anlatmış teker teker,suyu yarattığını,sonra indirdiğini,

Topraktan tohum bitirdiğini,yeşillendirdiğini,meyvelendirdiğini!

Bizlere sayısız nimetler verdiğini!

(BAK)AN (GÖR)ÜR!

Baksan göreceksin!yüzündeki güzelliğin hikmetini!

Baksan göreceksin! Vücudundaki dengeyi,düzeni!

Baksan göreceksin !denizdeki,gökteki,çiçekteki ahengi!

Yüzüne bak ! eline bak ! yere bak ! göğe bak!

Baksan göreceksin ! her yerde Rabbini!

Bakan görür! Uçsuz bucaksız denizlerdeki huzuru!

Gökte uçan martının,gece çıkan yıldızın,

Merhametli annenin,yeni doğmuş bebeğin,

mağrifetli ellerin,koyunun,keçinin,devenin,ineğin,

yazın,kışın,soğuğun,sıcağın,

gülün,dikenin,toprağın,ölünün,dirinin!

Haline bir bak ! bakan görür!


(ANLA)YAN(UYGULA)R!

Okuyup öğrenirsen gerçekleri!

Bulursun doğru yolu,bulursun huzuru!

Bakıp görürsen nimetleri!

Şükredenlerden olursu bolca Rabbini!

Anlayıp uygularsan ayetleri!

Kurtulanlardan olursun ALLAH katında!

Ve şimdi sırasıyla yap bu unuttuklarını!


(OKU)YAN (ÖĞREN)İR!

(BAK)AN (GÖR)ÜR!

(ANLA)YAN (UYGULA)R!

Okuyup öğrenip, bakıp görüp, anlayıp uygulayanlardan olabilmek duası ile…

23/6/2009 | Kategori:Genel Paylasim| Yorum (yok) Yorum yaz! Kalici Baglanti

Fiillerdeki mükemmellik delili

21/5/2009 | Kategori: Genel Paylasim


   Şu âlemde gözüken fiillerdeki mükemmellik, bu fiillerin cansız ve şuursuz sebeplerden çıkma ihtimalini reddeder. Zira bu fiillerde öyle bir mükemmellik vardır ki, değil cansız ve şuursuz sebepler, mahlukatın en akıllısı olan insan bile bu fiilleri yapmaktan âcizdir. Hatta birçoğunu anlamaktan bile âciz...

   Bu meseleyi daha net kavrayabilmek için üç misal vereceğiz ve bu misaller üzerinde "fiillerdeki mükemmellik" delilini tefekkür edeceğiz:

   İnsanın en basit zannedilen fiillerinden biri de yutma işlemidir. İsterseniz gelin bu işlemin nasıl cereyan ettiğine bir ba kalım:

   Yutma esnasında küçük dil ve yumuşak damak yukarı doğru kalkarak burun boşluğuna giden yolu kapatırlar. Nefes alıp verme ise refleks olarak durur. Aynı anda gırtlakta bulu nan ikinci bir yapı da akciğere giden nefes borusunu kapatır. Bu yapılar lokmanın yemek borusuna girmesinden sonra tekrar eski hâllerine dönerler. Hâlbuki bizim bu olayların hiçbirinden haberimiz olmaz. Yutma işlemi bu kadarla da bitmez. Asıl zor olan bölüm bundan sonradır. Ağızda kalan ve un gibi dağılan besin maddelerini yutmak fevkalade güçtür. Bu güçlüğü ön lemek için ilk önce parçacıkların birleştirilmesi ve belirli bü yüklüklerde kaygan lokmalar hâline getirilmesi gerekir. Dili mizin altına yerleştirilmiş olan tükürük bezleri ürettikleri sal gıyı ağza akıtırlar. Tükürük bezlerinin en küçükleri olan 2-3 gr ağırlığındaki dilaltı tükürük bezleri, koyu kıvamlı mukoz bir sıvı salgılar. İşte bu sıvı parçalanmış besin maddelerini birbirine yapıştırarak bir lokma hâline getirir. Daha sonra lokmanın etrafı da sarılarak kayganlaştırılır. Yutulması gayet kolaylaşan bu lokmayı yutma işleminin başlatılması ise bize kalan tek görevdir.

   Düşünün bir kere, insan en basit bir fiili olan yutma işle minin bile yüz cüzünden sadece birine sahip. O da yutmayı başlatmaktır. Eğer bu mükemmel fiil Cenab-ı Hakk'a isnat edilmezse:

   1- Küçük dile ve yumuşak damağa, burun boşluğuna gi den yolu kapatma emrini kim verdi? Biz vermedik. O hâlde kim?

   2- Nefes alıp verme işi refleks olarak duruyor. Bu sistemi kim kurdu? Bu sistemi kuran zatın bizden haberdar olup bize acıması gerekir. Allah'tan başka bizi tanıyıp bize acıyan ve bu sistemi kurmaya gücü yeten kimdir?

   3- Yutma işleminde nefes borusu da bir yapı tarafından ka patılır. Eğer kapatılmasa ve lokma nefes borusuna kaçsa bu ölümle sonuçlanabilir. Bu önlemi bizler için kim aldı?

   4- Tükürük bezlerini dilimizin altına kim yerleştirdi?

   5- Eğer bu işi yapan, dilin kendisi ise, dil bu besinleri birbirine yapıştıracak salgıyı üretmeyi kimden öğrendi?

   6- İnsan, fiillerine sahip çıkarak:"Ben bunları kendi ira demle yapıyorum." diyemez. Zira en basit fiillerinden biri olan yutma işleminden bile ha bersizdir. O hâlde vücut makinesini haberimiz olmadan bizim için mükemmel bir şekilde çalıştıran ve bu hikmetli faaliyetleri ona yaptıran kim?

   Görüldüğü gibi, yutma gibi basit bir fiil bile Cenab-ı Hakk'a isnat edilmeden izah edilemiyor. Nerede kaldı ki diğer fiiller izah edilebilsin...

   Şimdi de ikinci misalimize geçelim ve hücre zarında cereyan eden hikmetli bir faaliyete bakalım:

   Bitkilerin mineral maddeleri seçerek aldıkları pek çok deneyle ispat edilmiştir. Bitki nin seçme faaliyeti için hücre zarı ve çeperi, özel bir yapıya sahip kılınmıştır. Bu yapı ihtiyaç duyulan maddelerin içeriye girmesine izin verirken, zararlı ve ihtiyaç harici maddelerin içeriye girmesine müsaade etmemektedir.

   Bir stadyumdan içeriye girmek için kapıya yüklenen insanlar misali, maddeler de bitkiye girmek için öylece yüklenirler; ama içeriye giriş için hücre zarına bir bilet göstermeleri ve izin almaları gerekir. Eğer mine raller gelişigüzel bitkiye girseler ve gelişigüzel çıksalardı, bu bitkinin ölümü olurdu.

   Her tür bitki kendi yapısına göre, ihtiyacı olan maddeleri seçip alacak özellikte yaratılmıştır. Bitkinin değişik safhalarda, de ğişik mevsimlerde ve değişik muhitlerde mineral seçiminin değiştiğini de unutmayalım!

   Şimdi, bi zimle hücre zarı arasında bir kıyas yapacağız: Biz, mahlukatın en akıllılarıyız. Akıl bizde, ilim bizde, irfan bizde yine de günlük besin ihtiyacı mızın ne olduğunu, bu ihtiyacımızı en mükemmel şekilde hangi besinlerden karşılayacağımızı ve ne nispetle almamız gerektiğini bilmiyoruz. Bu bilgiye sahip olabilmek için bes lenme uzmanı veya doktor olmak, bunun için de yıllarca oku mak gerekir. Hâlbuki hücre zarı hiç bir okula gitmemiş ve hatta onun kalem ve defteri bile yoktur. Ama âdeta bir beslenme uz manı gibi çalışmakta ve vücuda lazım olan minerallerin geçişine izin verirken diğerlerini durdurmaktadır.

   Şimdi soruyoruz: Acaba bu işin hakiki faili hücre zarı mı? Yoksa perde arka sında bu işleri idare eden hikmet sahibi bir zat mı var?

   Şimdi de üçüncü misalimize geçelim: İnsanda 60.000 biyolojik istidat (kabiliyet) vardır. Başka bir ifadeyle insanı 60.000 rakamdan oluşan bir şifreye benzetebiliriz. Saçının kılından göz rengine kadar her şey bu şifrelerde yazılıdır. Bu 60.000 şifrenin 30.000'i anne hücresinde mevcuttur. Fakat şifreler 4, 45, 143, 34657.... gibi karışık olarak bulunur. Eksik olan rakamlar ise baba hücresiyle tamamlanır. Ancak babada 250 milyon meni hücresi vardır. Anne hücresi bu 250 milyon meni hücresinden kendinde eksik olan numaraları taşıyan hücreyi bulmalı ve bunu çok kısa bir zamanda yapmalıdır. Çünkü hayatı o kadar uzun değildir. İsterseniz biraz daha açalım:

   Size 1 ile 60.000 arasındaki muhtelif rakamlardan 30.000 tanesi bulu nan bir kart verseler ve önünüze 250 milyon torba koysalar ve deseler ki: "Elinizde bulunan karttaki eksik rakamlar, bu torbalardan birindeki rakamlarla tamamlanacak. Torbaları teker teker kont rol ederek eksik kartınızı tamamlayacak olan torbayı bulun."

    Acaba böyle bir şeyi yapabilir miydik? Ya da yapsak kaç se nede yapardık?

   Hâlbuki bir yumurta hücresi ise bunu bir kaç saatte yapıyor ve neticesinde aşılanma meydana gelerek bir canlı oluşuyor. Acaba bu mucizevî fiile Allah'tan başka bir fail gösterilebilir mi? Ya da Allah inkâr edilirse bu icraat ne ile izah edilebilir?

   Bizler bu delilde, fiillerdeki mükemmelliğin Cenab-ı Hakk'ın varlığını ispat ettiğini işledik. Bunun için de sadece basit üç misal verdik. Bu üç basit misal bile ispat etti ki: Bu mükemmel fiiller eğer Allah'a isnat edilmezse izah edilemez ve bu fiilleri Allah'tan başka da kimse yapamaz. Şimdi sizler, şu kâinatta icra edilen diğer fiilleri bu üç fiile kıyas edin ve sonra şu sorunun cevabını düşünün:

   Kimin haddi vardır ki bu hikmetli fiillere faillik iddia edebilsin ve bu mükemmel fiillere fail olabilsin. İlla Allah!

21/5/2009 | Kategori:Genel Paylasim| Yorum (1) Yorum yaz! Kalici Baglanti

İşte buna hayret!

13/5/2009 | Kategori: Genel Paylasim

                                                      Ülfet hakikati görmeye büyük bir perdedir  



Boş bir şapkadan sevimli bir tavşanı basit bir hile ile çıkaran sihirbazı hayretle seyreder ve alkışlarız da,







birer


şapka hükmünde olan ölü yumurtalardan o canlı tavşanları, tavukları, ördekleri yaratan Allah'tan nasıl gafil oluruz.

       




Ve mucize-i kudret olan o eserler karşısında nasıl hayrete düşmeyiz.

  İşte buna hayret!

13/5/2009 | Kategori:Genel Paylasim| Yorum (yok) Yorum yaz! Kalici Baglanti

Dinimizde Anne Baba Hakkı

9/5/2009 | Kategori: Genel Paylasim


bis-mil-la-hir-rah-ma-nir-ra-him

 

Muhterem Müslümanlar!

Yüce Mevla, bizlere huzur ve mutluluk kaynağı pek çok nimetler bahşetmiştir. Başta anne ve babalarımız olmak üzere, kızlarımız, oğullarımız, kardeşlerimiz, yakınlarımız, dostlarımız bu nimetlerin başlıcalarıdır. Onların varlıklarıyla sevinir, yokluklarıyla hüzünleniriz. Kederlerimizi, onlarla hafifletir, sevinçlerimizi onlarla paylaşarak daha da anlamlı kılarız. Onların varlığıyla yalnız olmadığımızın idrakine varırız. Onlarla irtibatın, bir lütuf değil dini bir görev olduğunu daima hatırda tutar, davranışlarımıza bu doğrultuda yön veririz. Onlarla sılanın, Yüce Yaratanla sılaya vesile olduğunu; onlarla sılayı kesmenin Yüce Mevla’nın gazabını celbettiğini biliriz.

 

Aziz Müminler!

Dünyaya gelmemize vesile olan anne-babalarımız, bizler için hayat ve huzur kaynağıdır. Her birimiz güçsüz ve aciz bir konumda iken, Rabbimizin lütfuyla, anne-babamızın, sevgi, şefkat, merhamet dolu kucağında hayata başlarız. Evlatlarına anlatılamayacak bir zevkle kol kanat gererler. Öyle ki onlar, yemez yedirirler; giymez giydirirler; ağlatmaz, ağlarlar. Doğruyu, yanlışı, şefkati, merhameti, sevgiyi, fedakarlığı ve daha nice insanî erdemleri öncelikle onlardan öğreniriz. Bu itibarla anne-babalarımız, ilk rehberlerimizdir. Onun içindir ki, Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah kendisine gönül veren müminlere şöyle seslenir: “Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, ana-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle.” [1]

Bu âyette, bir müminin, anne-babasına, eziyet, kötülük şöyle dursun onlara iyilikte bulunması, saygılı davranması, onlara şefkat ve merhamet yüklü sözcüklerle güzel bir şekilde hitap etmesi gerektiği bildirilmiştir. Zira o güçsüz iken, anne-babası ona kol kanat germiş, bütün zorluk ve meşakkatlere rağmen ona hep güler yüz göstermiş, güzel söz söylemişlerdir. Onun mutluluğu için nice fedakarlıklara katlanmışlardır. Üzülerek ifade edelim ki, günümüzde, evlatları için her türlü fedakarlığı yaptığı halde yalnızlığa itilmiş, meşakkatlerin kucağına terk edilmiş, sahipsiz gözü yaşlı anne-babalarla sıkça karşılaşıyoruz. Göz yaşlarının, terk edilmişliğin, hayata küsmenin meydana getirdiği bu ızdırap tabloları, vicdanları derinden yaralıyor. Oysa bu tabloları, huzur ve mutluluk, fedakarlık ve sabır, merhamet ve hoşgörü süslemelidir. Bizler onların varlığı ile sıkıntı ve meşakkat değil huzur ve mutluluk duymalıyız. Varlıklarını yük değil nimet olarak algılamalıyız.

Değerli Müslümanlar!

Şüphesiz her mümin, Allah’ın rızasını kazanmayı, onun ahirette sunacağı nimetlere nail olmayı hedefler. Bu hedefe ulaşılmasında, salih amellerin ayrı bir yeri vardır. Unutmayalım ki, anne-babanın hayır dua ve rızası, bu güzelliklere ulaşmanın yollarından biridir. Sevgili Peygamberimiz, “Allah’ın rızası, anne-babanın rızasında, Allah’ın öfkesi de anne babanın öfkesindedir.”[2] buyurmak suretiyle bu hususu dile getirmiştir. Ayrıca anne-babaya isyan, büyük günahlar arasında sayılmıştır. Peygamberimiz, “Büyük günahların en ağırını size haber vereyim mi? Allah’a şirk koşmak ve ana-babaya âsi olmaktır.” [3]buyurmuştur. Bizler anne-babamızın rızasını kazanarak onların hayır duasını almanın gayreti içinde olalım. Zira Peygamberimiz, “Üç dua vardır ki, bunlar şüphesiz kabul edilir: Mazlumun duası, misafirin duası ve anne- babanın evladına duası.”[4] buyurmuştur.

Hutbemi, cefakâr ve fedakâr annelerimizin doğum öncesi ve doğum sonrası yaşadıkları zorlu süreci dile getiren bir âyet mealiyle bitirmek istiyorum: “İnsana, anne ve babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi onu her gün biraz daha güçsüz düşerek taşımıştır…”[5]

9/5/2009 | Kategori:Genel Paylasim| Yorum (1) Yorum yaz! Kalici Baglanti

<<Önceki Sayfa |1/9|

Design downloaded from FreeWebTemplates.com
Free web design, web templates, web layouts, and website resources!