Cehennem ateşi nasıl bir ateştir?

06.08.2015 - Yorum Yaz

“O her şeyi kuşatacak olan Kıyamet’in haberi sana geldi mi? Yüzler var ki, o gün eğilmiş, zillete bürünmüştür. Çalışmış, yorulmuştur. Kızışmış bir ateşe girer. Onlara kızgın bir kaynaktan su verilir. Onlar için kuru bir dikenden başka yiyecek de yoktur. O da ne besler, ne de açlığı giderir. (Gaşiye 1-7) Peygamber Efendimiz (s.a.v.) cehennem ateşi hakkında şöyle buyurmuşlardır: “Cehennem ateşi bin yıl yakıldı. Öyle ki kıpkırmızı oldu. Sonra bin yıl daha yakıldı, öyle ki beyazlaştı. Sonra bin yıl daha yakıldı. Şimdi o siyah ve karanlıktır.” (Ebu Hureyre’den rivayet edilmiştir. Tirmizî, Muvatta) “Cehennem ateşi katran gibi siyah ve gece gibi karanlıktır.” (Beyhakî) Peygamberimiz (s.a.v.) Cebrail’den Cehennem ateşini kendisine tarif etmesini istemiş, O da onu şöyle tarif etmiştir: “Allah-u Teâlâ’nın emriyle ateş bin sene yakılıp kıpkızıl hâle getirilmiş, sonra bin sene yakılıp sapsarı hâle getirilmiş, sonra bin sene daha yakılıp simsiyah hâle getirilmiştir. Böylece o şimdi ışıksız, karanlık, çok sıcak ve yakıcı bir ateştir. Onun içinde yanan bir insan yerdekilere gösterilseydi, bunların hepsi onun kötü kokusundan ve korkunç manzarasından bayılıp ölürlerdi.” (İhya-yı Ulum’id-Din) Şimdi, Ebu Derda hazretleri tarafından rivayet edilen uzunca bir hadis-i şerifi nakledeceğiz. Bu hadis-i şerifin yarısı ayet-i kerimelerden oluşmaktadır. Cehennem ehline açlık musallat edilir. Bu, içinde bulundukları azaba eşit dereceye ulaşır. Açlığa karşı yardım talep ederler. Onlara besleyici olmayan ve açlığı gidermeyen dikenli bir ot verilir. Onlar tekrar yiyecek isterler. Bu sefer de boğazda tıkanıp kalan bir yiyecek verilir. Bu da boğazlarında takılır kalır, ne ileri geçer, ne de ...

Devamı »

Kur’an’ın bir tek harfini bile kimse değiştiremeyecektir.

07.06.2013 - Yorum Yaz

Kur’an’ın bir tek harfini bile kimse değiştiremeyecektir. “Muhakkak ki Kur’an’ı biz indirdik ve elbette onu biz koruyacağız” (Hicr: 9 ) Bir beşer, gayet zayıf, yalnız ve tek başına hem inatçı ve kendisine düşman bir kavmin içinde, elinde bir ferman ve kendinden emin bir tarzda meydan okuyor ve diyor ki; “Elimdeki bu fermanın bir harfini bile ne siz ne de sizden sonraki asırlar asla değiştiremeyecek ” Kendisine düşman olanların en büyük arzusu ve isteği ise, o fermana ilişmek, onu yok etmek ya da en azından değiştirmek. Acaba, bu yok etme ve tahrif etme planlarının ve çalışmalarının neticesiz kalması ve çok istemelerine rağmen o fermanın bir harfine bile dokunamamaları, bu kitabın Allah’ın kitabı olduğunu ispata kâfi değil midir? Evet, Allah “Muhakkak ki Kur’an’ı biz indirdik ve elbette onu biz koruyacağız” ayetiyle Kur’an’ı muhafaza edeceğini ve koruyacağını, kimsenin ona ilişemeyeceğini, değil bir cümlesi ve bir kelimesi, bir harfini bile değiştiremeyeceklerini vaad etmiş ve haber vermiştir. Bu ayetin verdiği haber de tam doğru çıkmıştır. Kur’an’ın indirilmesinden on dört asır geçmesine ve bu kadar çok Kur’an düşmanları olmasına rağmen, Kur’an’ın tek bir harfi bile değiştirilememiştir. Diğer semavi kitaplar olan İncil ve Tevrat’ı değiştiren zihniyet ve eller Kur’an’a ilişememişlerdir. İşte geleceğe ait diğer gaybî haberler gibi, “Kur’an’ın değiştirilemeyeceğine” ait bu haberinde doğru çıkması ispat eder ki, Kur’an Allah’ın sözüdür. Ve Hz. Muhammed (S.a.v.) Allah’ın peygamberidir.http://vimeo.com/67558899...

Devamı »

Allah'ı (c.c.) Unutanlardan Olmayın !

05.11.2012 - Yorum Yaz

      “Allah'ı unutup da, Allah'ın da kendilerini kendilerine unutturduğu kimseler gibi olmayın; onlar, yoldan çıkmış kimselerdir.” (59 Haşr,19) “Ey Müslümanlar, Allah'ı unutanlar gibi olmayın. Allah'ı unutanlardan olmayın. Allah'ı unutup Allah'ın da kendilerini kendilerine unutturduğu kimseler gibi olmayın.” Onlar Rablerini unutmuşlar, Rablerini unutarak bir hayat yaşamaya başlamışlar, Allah da onlara kendilerini unutturuvermiştir. Adamlar kendilerini unutmuşlar, kendilerini düşünmez olmuşlar. Peki kendilerini düşünmez olmuşlar da neyi düşünür olmuşlar? Dünyayı, parayı, hayatı, arabayı, arabanın modelini, elbisenin güzelini, tesbihin oltusunu, evlerinin, dükkanlarının dizaynını düşünür olmuşlar… Arabalarının üzerinde meydana gelen küçücük bir çiziği düşünür olmuşlar da, kendi ruh dünyalarında, ailelerinin, çocuklarının ruh dünyalarında oluşan nerdeyse araba girecek büyüklükteki küfür ve şirk çiziklerini düşünmez olmuşlar. Evlerinin boyasını, cilasını düşünmüşler de, kendilerinin, çocuklarının Allah boyasıyla boyanmasını düşünmez olmuşlar. Çocuklarının boğazlarının doyurulmasını düşünmüşler de, kalplerinin, kafalarının Allah'ın istediği bilgi ve imanla doyurulmasını düşünmez olmuşlar. Markı, doları düşünmüşler de, Bakara'yı, Âli İmrân'ı hiç düşünmez olmuşlar. Dışlarını düşünmüşler de, içlerini, kalplerini düşünmez olmuşlar. Bedenlerinin ihtiyaçlarını düşünmüşler, kalplerinin ihtiyacını düşünmez olmuşlar. Her şeyi düşünüyor, ama kendilerini unutuyorlar. Kendi geleceklerini unutuyor...

Devamı »

PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.) REENKARNASYON HAKKINDA NE DİYOR?

05.11.2012 - Yorum Yaz

PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.) REENKARNASYON HAKKINDA NE DİYOR? “Peygamber size ne verdiyse onu alın! Size neyi yasakladıysa ondan sakının ve Allah’tan korkun!”(Haşr 7) ayetinin emriyle bir Müslüman, Efendimiz’in verdiğini almalı ve vermediğini almamalıdır. Zira Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Kur’an’ın en büyük müfessiri ve bu dinin tebliğ edicisidir. O hâlde bizler de Müslümanlar olarak, meselemiz olan tenasühü Peygamber Efendimiz’e götürmeli ve “alın!” diyorsa almalı; “almayın!” diyorsa da almamalıyız. O halde şimdi biz tenasühü savunanlara soruyoruz: Bu konuda Peygamberimiz’den bir hadis veya küçücük bir söz nakledebiliyor musunuz? Hayır, nakledemezler! Doğuyu, batıyı, kuzeyi ve güneyi arasalar, Peygamber Efendimiz’in bütün sözlerini teker teker araştırsalar tenasühe ait tek bir hadis bulamazlar. Eğer İslam’da tenasüh inancı olsaydı, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in bundan haber vermesi gerekirdi. Zira o zat bu dinin öğreticisi ve muallimidir, bizler bu dini onun hadislerinden öğreniyoruz. Hâlbuki Efendimiz (s.a.v.) tenasühe ait tek bir söz söylememiş, mükâfat veya azabın hemen ölümden sonra başladığına ait ise yüzlerce hadis söyleyerek tenasühü reddetmiştir. Acaba hiç mümkün müdür ki tenasüh caiz ve vaki olacak da, Peygamberimiz (s.a.v.) bunu bilmeyecek ve bundan haber vermeyecek? Acaba bu konuda Peygamberimiz’den daha bilgili ve yetkili birisi olabilir mi? Şurası da çok ilginçtir ki, din namına konuşanlar, konuştukları hususta Peygamber Efendimiz’in ne dediğini hiç umursamamakta ve sadece kendi vehimlerine göre konuşmaktadırlar. Din sadece vehimlere dayandırılabilir mi? Peygamberi aradan &cce...

Devamı »